Hayat Derdi Paylaş(ma) Görüşmesi

Geçtiğimiz hafta 3 gün istihdam fuarındaydım . Geçirdiğim süre boyunca edindiğim hayat dersi oldukça fazla . Farklı insanlar farklı yaşamlar , hikayeler .  Burada olanlar iş görüşmesi değil. Hayat şartlarının ne kadar zor olduğunu , insanların yaşadıkları tecrübelerin okullarda kurslarda verilen eğitimden çok daha fazla eğitici olduğunu gösteren bir  görüşme.  İster istemez bir süre sonra farklı yaşam hikayelerinin içinde buluyorsunuz kendinizi. Evet o insanlar size başvuru da bulunuyor ama seçtiğiniz adaylar ile görüşmüyorsunuz.  Buradaki görüşmeleri en çok tanımlayacak olan cümle  , HAYAT DERDİ PAYLAŞMA görüşmesi.  Gelen  insanların yaş durumlarına bakıyorum. Sonra sebeplerini düşünmeden kendimi alamıyorum. Bir tarafta emekli yaş aralığında olan kişiler. Bir yandan yeni mezun olup hayatın içerisinde kendini bulanlar. Ben aradaki nesil yaş aralığındayım. 
Peki o nesil nerede. Masaların görüşülen kişi tarafında mı ? Onlar için iş bulmak çok mu kolay ? İşsizlik onlara yok mu  ?  Buranın verimli bir yer olduğunu düşünmüyor mu ?

Kendimi masanın diğer tarafında düşününce inanın tüylerim diken diken oldu. Neden mi ?

1958 Gaziantep doğumlu bir amca geldi. Tam 5 tane çocuğu varmış . Doyduğu şehri bırakıp , yaşacağı şehre emekli olduktan sonra gelmiş. Gaziantep de bir firmada çalışarak teknolojinin yerine , beden gücünü kullanarak 26 yıl aracılık yapmış. Bunca sene doyduğumuz yer mantığı ile hareket ettim , artık çocuklarımın da rahatlıkla okuyup yaşabileceği bir yere gitmeliyim düşüncesi ile büyük şehre yerleşmiş. Atladığı önemli bir detay var ki . Büyük şehrin adı gibi derdinin büyük olduğu . 5 Çocuğunu da okutmuş bir yerlere getirmiş , ikisini okutmaya devam ediyormuş . Diğerleri kendi hayatlarını kurmuş bile. Peki neden hala çalışmak istiyorsun diye sorduğumda .

-‘’Düşlerim toz oldu . Yetmiyor be bacım , Hayat bizi ezdi geçti. Bakma sen ben aslında halen gencim. Çocuklarım için ise zaten genç kalmalıyım ‘’ dedi.

Zaman orada daha bir hızlı geçmiş , şimdi sizlere anlatmaya başlayınca farkettim.

Genç bir çocuk geldi. Lise son sınıf öğrencisi. Abla siz ne iş yapıyorsunuz diye sorunca . Öğrensin bilsin diye sabırla anlattım. Benim amacım onun birşeyler öğrenmesini sağlamak , halbuki onun amacı iş bulmakmış. 2 kardeş ,  Babası yıllar önce terk etmiş onları. Sonra başladı anlatmaya .
-‘’Hayal meyal hatırlıyorum anneme çok eziyet etti adına baba diyesim bile gelmeyen adam , dövdü hakaret etti , sonrada çekip gitti  iyi oldu olmasına gitmesi ama olan bana oldu be abla , çalışmak zorundayım anneme kardeşime nasıl yardımcı olurum  yoksa  , annem kaç yaşına geldi halen daha eve temizliğe ,merdiven silmeye gidiyor . Ödümüz kopuyor hastalanacağız diye , sigortamız yok ki bu havalarda tam hastalık zamanı .Haa bu arada bunları bana acıyasın yardım edesin diye anlatmıyorum. Bizim şükür acınmaya ihtiyacımız yok çalışmaya , iş bulmaya ihtiyacımız var. Ben annemden böyle öğrendim.  Biz dilenci değiliz .Sağlımız yerinde oldukça çalışacağız direneceğiz  okuyacağız dedi hep. Anneciğim ilk okul yüzü bile görmemiş . Şimdi kardeşimde bende sınıf birincisiyiz şükür. Amma uzun konuştum be abla vaktini aldım  kusuruma bakma nedense bir yakın ,samimi , sıcak geldin bana. Yoksa sizin şirkette bana iş olmayacağını anladım yani.  Hakkını helal et emi ‘’ dedi.

Bilgilerini almaya ikna edemedim bir türlü . Cv doldur sen iş çıkarsa ararım , anket yapıyorum , görüştüğüm kişileri raporlayacağım …. Yok hayatta olmaz insan sarrafı olduk biz sen bana para yardımı başka yardım yapmak istiyorsun hadi eyvallah hakkını helal etmeyi unutma ha dedi gitti.

Yaşlı bir amca yanaştı yanıma .
- ‘’Pardon evladım müsait miydiniz , oturabilir miyim ‘’ Bizim şirkette iş yok diye kestirip atmadım amcayı.  (Bu da fuardaki bazı işletmelerde gözlemlediğim olay , onu daha sonra başka bir yazı da paylaşırım belki)


-‘’Buyrunuz memnuniyetle  , nasıl yardımcı olabilirim’’ dedim.

-Kızıma iş arıyoruz , birazdan gelir bu süreçte azcık sohbet etsek bende soluklansam şurada olur mu dedi , başladık sohbete

Onunda son mesleği İnsan Kaynakları Müdürlüğü imiş. Daha önce İşkur da çalışıyormuş. Emekli olduktan sonra tecrübelerim ile  belki insanlara faydalı olabilirim düşüncesi ile çalışmaya devam etmiş. Sonra anlattıkları karşısında söylenecek bir sözüm kalmadı. Kelimelerim tükendi.

-‘’ Maddi sıkıntımız yoktu şükür  , Bunca yıllık insan ilişkileri tecrübem boşa mı gitsin , hem evde oturmaktan sıkılırım ben diye düşündüm başladım çalışmaya. Çok insan tanıdım  , vicdanım ve insanlar arası hep bir çizgim oldu. Ah bilirim kızım insanları işe başlatmak kolaydır da hele o artık sizinle çalışamayacağız cümlesini kurmak ne kadar zordur ,  Sen herşeyi düşünürsün  Ya işveren??  onun yeni çocuğu olmuş , o evlenmiş , onun bunca yıllık emekleri varmış hiç birine bakmaz. Hayat acımasızdır derler ama insanının acımasızı en çok koyar be kızım. O zaman teknoloji de bu kadar yok , eğitim gelişim hep hayat tecrübesi ile arşınlanıyor . Gerçi şimdi bu olanakların hepsi var da ne oluyor. Değişen ne oldu  ‘’ dedi

Bende çıt yok. Kitlendim , içimden kızının gelmesi için Dua ederken farkında olmadan söylenmeye başladım.
Farkındalık var  , İnovasyon var amcacım , performans var , işe iade var , mobbing var .. bunlar yeni terimlerden bazıları , söylemeden geçemeyeceğim , insanlar daha bir acımasız , daha bir geçim sıkıntısı var diyemedim .  Demem

 

 

İş'(te) İk'nın Halleri

Başımdan geçen fıkra gibi bir olayla yine karşınızdayım . Bugün güzel bir sorunun cevabını arıyorum. İş’(te) İk ne yapar ?

Biz kalabalık bir ekipiz. Biraz önce bir ekip arkadaşım aradı. Genelde ekip arkadaşlarımla açık bir iletişimim vardır. Yerinde ve dozunda samimiyetten yanayımdır. Bunu hem sosyal hayatıma hem de iş yaşantıma yansıtırım. Hani şu hem korkulan hem de bir şeyler paylaşmaktan keyif verenlerden . Tam olarak böyle ifade etmek en doğrusu. Telefonun diğer ucundaki ise , uzun zamandır birlikte çalıştığım , her ne kadar hanımlı beyli de olsak  her seferinde  enerjisi yüksek , sorunlara bile kahkahalar ile cevap verebildiğimiz konuşmalar gerçekleştirdiğim bir arkadaşım.  Böyle iki karakterin nasıl değişik bir konuşması olabilir ki. Telefonundaki arkadaşımın ses tonu oldukça tedirgin , ciddi  duraksamalı . Karşılıklı selamlaşmanın  bile buz kestiği bir ortam . O kadar ki konu nasıllaşmayı aşıp esasa gelene kadar kafamda bir dünya olumsuz senaryo oluştu bile. Ses tonunun enerjisi kararsız kalmış kağnı arabasını hatırlatıyor . Bendedeki sabırsızlık ise havalarda uçuyor. Kesin diyorum bir sorunu var. O yüzden aradı.

-      İknıntenceresi hanım Hani benim bir çocuğum var ya (duraksamalar devam ettiği için bendeki adrenalin tavan ) ben onu 2015 yılında şirkete  bildirmiş miyim ?

+  Evet biliyorum, senin bir oğlun var . Adı Ali. (Bu arada hala soruyu anlamadım , çaktırmama çalışıyorum ama kuruntular devam ediyor , içim içimi yiyor . Yaşı küçük , yakın zamanda hastalık ile ilgili bir sorunda yoktu , okul desen olamaz , ekstra bir yardım falan mı isteyecek ,içimdeki soruların ardı arkası kesilmiyor. ) Derin sessizlik devam ediyor dayanamayıp ;

+  Eeee diyorum

-      Ya ikintenceresi hanım hani siz geçen sene başında bir form doldurtmuştunuz , kimlik bilgileri falan yazıyordu. Hani her ay para alıyoruz ya maaşla birlikte onun için doldurtmuştunuz.

+ Asgari geçim indirimi formundan mı bahsediyorsun ?

-      Evet ya işte o form ben onda oğlanı size bildirmiş miyim ?

+ Bir sorun mu var ? Neden sordun bunu evet bildirmiştin . (Senaryolar artıyor bende , acaba hastalandı , hastaneye gittiler , sigortada sorun mu oldu ?, eşi işe başladı sanırım o çocuğu alacak …. Ama takıldığım konu tamamen çocuğun hastalığı ) Paniklediğimi anlayınca sesindeki duraksamadan , ciddiyetten , soğukluktan eser kalmadı. Soluksuz bir cümle kurdu.

-      Bir sorun yok her şey yolunda , şimdik şöyle oldu . Telefonum sim kartını değiştiriyordum, Bazı numaralar aktarılmadı . Tek tek onları aktarıyordum. Rehberde sizin adınıza sıra geldi. Hem bir kandil mübarekliyeyim , hem halinizi hatırınızı sorayım. Birde aklıma takıldı bunu sorayım dedim ben sizi o yüzden aramıştım.

O cümlesini bitirdikten sonra bu sefer beni derin bir sessizlik aldı. Nasıl bir tepki vereceğimi kestirmedim. Ağlasam mı gülsem mi ? Hatta arkadaşımın, kendini  tasdikleme evresini bile yaşadık.

-Valla bakın bir şey yok . Her şey yolunda oğlanda iyi.Ben öylesine…

Cümlesini bitiremeden beni aldı gülme. Koptum , bittim , gülme hissimin civataları yerinden oynadı . Orada iş güç yok galiba , öğle yemeği rehaveti de olamaz ,o ciddi mi ben ciddi miyim ? Tabi ki kırmakta olmaz sonuçta güzel bir şey . Seviliyorsun  , aranıyorsun.  İş(te) bizim halimiz böyle . Anlatılmaz yaşanır.

Canım çalışma arkadaşım. Çok teşekkür ederim aradığın için. Ben ve odada bulunan diğer tüm arkadaşlarım pirzolaları löp löp yuttuk. Dikkatmiş , ciddiyetmiş ,  sessizlikmiş kalmadı ofisimizde . İş kaldı mı ? Buhar oldu buhar .

Bir Resim 471 cümle ...

İnternette dolaşırken bir resim gördüm , bir dağ evi açık bir kapı , önünde iki sandalye , sonbahar yapraklar , resimden huzur ve mutluluk akıyor. Ama asıl dikkatimi çeken resmin başlığı oldu.  Kendimi bile sorguladım.  Sonra ise aşağıdakileri karaladım.

 Yazıyı Aynen aktarıyorum ..

- Kapıyı kilitlemiyor musun? diye sordu.

- Hiçbir zaman kilitlemedim ki! Sözde iki yıldır kilit alacağım…

- Kilitleyecek hiçbir şeyi olmayan insanlar mutludurlar herhalde, öyle değil mi?

O mutluluğu sorgulaya dursun bende mutsuzlukları. Acaba biz İk’lar  gizli , odaları kitli ,  hep ketum , başkalarını mutlu etmeye çalışan insanlar olduğumuz için mutsuz muyuz ?

İk’nın odası ayrıdır . Masaların üzeri bir dünya evrak doludur. Her gün akşam çıkarken o evrak yığını toplanır . Kapılar kitlenir. Sanılır ki her şey gizli kalıyor. Ertesi gün çay molasına , toplaşmış sohbet eden arkadaşlarının yanına gidersin . Sadece senin bildiğini sandığın olay , üzerine bir dünya cümle eklenmiş. Dağ olmuş kulaklarında çınlıyor. Üstüne üstük sorgulanırsın. Gerçekten öyle mi ? Aaa neden öyle oldu ki ? . Halbuki sen kaç gündür konusu geçen kişiye durumu nasıl aktarman gerektiğini  , ona karşı nasıl bir tutum sergilemen gerektiğini kuruyorsundur. Hatta profosyonellikten uzaklaşmış   , içindeki maneviyat dostluk hissine  kapılmış , üzülmüşsün . Herkesin haberi var ki..

Şirketlerin maaş gizliliği politikaları vardır. Yetkinlik analizine göre maaş politikası vardır. Tabi bunu İk odasının dışındakiler , yöneticiler haricinde mavi yaka bilmez , görmez , hatta anlamak istemez.
Ama Ahmet benimle aynı bölümden mezun , aynı işi yapıyoruz ve benden fazla para alıyor. Sanmıyorum ki hiçbir ik arkadaşım bunu sen nerden biliyorsun  diye sormaz ? Bu şekilde sorgulayamazsın bunu demez.  Açıklar anlatır. O şu kadar zamandır çalışıyor , ekstra şu şu eğitimleri almış , ayrıca şu işi de yapmayı biliyor…

İk odaları sevilmez gizliliği , imzayı , farklılığı yansıtır. Eğer birileri o odaya çağrılıyor ise mutlaka eskiden olmayandan farklı bir durum yaşanacaktır. Dışardan görünen ile içeride olan farklıdır aslında.
Kalabalık bir ekibin içinde en yalnız olan hep İk’lardır. Onlar tüm personelin yükünü taşırlar. Omuzlarındaki yükler de her zaman kitlidir. Ahmet’in aile bireylerinin birinin rahatsız olduğunu , Zehra’nın evinde huzursuzluk olduğunu , Hüseyin’nin arkadaşı ile kavga ettiğini , Mehmet’in çok sinirli olduğu için işi bırakmak istediğini , Serhat’ın eskiden olan yöneticisi ile olan problemini  , nasıl çözmesi ile ilgili senin yardımcı olduğunu …

İk ‘ların odaları kitlidir , evrakları gizlidir kendileri değil. Bizlerde Mutsuz olabiliriz.  Yükler  , kilitli odalar , ketum İK.  Peki ben bu yazıyı neden mi yazdım. Dolmuşum galiba akşama gideyim de bir arkadaşım ile kahve içip dertleşeyim  Beyaz ‘ı seviyorum ,  yakasını da  . Deli gömleği yakasız oluyordu değil mi  ? Eğer sonuna kadar okumuşsanız kesin bir yorumunuz vardır. Eleştirileri çok severim. Anlayışınıza sığınıyorum.

Kendime ve Tüm İk Arkadaşlarıma Not:
Bilgi Güvenliği ; iş hedeflerine tutarlı bir şekilde bilgi varlıklarının çok geniş kapsamdaki tehditlere karşı korunması ve bir iş yapma biçimidir.  İşimizi gerektiği gibi yapıyoruz. Mutsuz değiliz.